1.09.2007

the carry trade

memili,2007

Dünya ekonomisi ile ilgili beklentiler gayet olumlu iken geçtiğimiz günlerde dünya borsalarında bir çalkalanma yaşandı. Bu harekette en çok suçlanan Japon Yeni üzerinden 'carry trade' yapan yatırımcılar oldu. 'Carry trade' aslında bankacılık sektöründe çokça duymaya alıştığımız 'pozisyon açmanın' sermaye piyasalarında uygulanan şekli olarak görülebilir. Burada ucuz maliyetli bir kurdan yapılan borçlanma, farklı kurdaki ve daha yüksek getirili yatırım araçlarına tahsis ediliyor. Borç ile yatırımın getiri oranları arasındaki fark geliri yaratırken, iki kur arasındaki paritenin gidişatı da bu tür bir yatırımın riskini oluşturuyor. 1990'ların başından itibaren Japon ekonomisinde bir durgunluğa girilmiş olması, yen'i bollaştırmaya ve 'ucuz' tutmaya itti. Uzunca bir süre gevşek para politikası uygulanması ve faizlerin yüzde 0 seviyelerinde seyretmesi yen'in diğer para birimleri karşısında zayıf seyretmesine neden oldu. Ancak, bol ve ucuz yen yatırımcılar için de bir fırsat doğurdu ve kullanıldı. Çok düşük faizlerle borçlanılan yen, sonradan dolar ve diğer kurlara çevrilerek daha yüksek getiri oranlı menkul kıymetlere tahsis olundu. En basitinden, borçlanılan yenin Amerikan bonolarına yatırılması durumunda yüzde 4-5 gibi oranlarda bir kâr elde edildi. Yenin zayıf seyretmesi de 'taşınan' açık pozisyonun riskinin gerçekleşmemesine yardımcı oldu. Ancak, Japon ekonomisine yönelik olumlu sinyaller yen'in daha fazla zayıf kalmasını imkânsızlaştırdı ve yen, dolar karşısında 122 JPY/USD'den 116 JPY/USD'ye yaklaşık yüzde 5 oranında değer kazandı. Bu ölçekte bir değer artışı yen borçlanan yatırım kesiminin bu stratejiden kazandığı tüm getirinin yen borçlardaki kur artışına harcanması sonucunu getirdi. Hisse piyasalarındaki dalgalanmayı bu gelişmeye bağlayan görüşe göre zarardaki pozisyonlarını kapatma telaşındaki 'yen borcu taşıyan' yatırımcılar hisse senetlerini satmak suretiyle 'kol keserek' borsaların gerilemesine neden oldu. Daha gerçekçi bir bakış açısıyla suçun yende olmadığı görülüyor. Bugün dünyadaki hisse piyasalarının toplam piyasa değeri 40 trilyon dolar civarında bulunuyor. 'Yen taşıma' ile elde edilen pozisyonun büyüklüğü ise 150 milyar dolar. Yani piyasaları altüst ettiği düşünülen yatırımcıların toplam büyüklüğü piyasaların binde 4'ünün bile altında bulunuyor. Bunun da ötesinde bu büyüklüğün önemli bir kısmını hisse senetleri değil tahviller oluşturuyor. Bu durumda 'yen borçlusu' yatırımcıların hisse piyasalarını hareket ettirmelerinin zorluğu görülüyor. Paniğin kaynağını bulmak için 'yen borçlusu' yatırımcıların pozisyon aldığı diğer yatırım alanlarına da bakmak gerekiyor. Bu tür yatırımcıların özellikle Avustralya Doları, Yeni Zelanda doları ve Hint rupisi cinsinden menkul kıymetlerde de pozisyonları bulunuyor ve söz konusu dalgalanmanın olduğu zamanlarda bu kurlardaki değer kaybının diğer kurların ötesinde olmadığı görülüyor. Hisse senedi piyasalarında aşırı fiyatlamanın olduğu zaten bir süredir dile getiriliyor. Bu nedenle yaşanan dalgalanmanın, ortaya çıkan yeni bir riskin 'satılması' değil bir piyasa düzeltmesi olduğunu söylemek daha gerçekçi. Borsaların kendi 'temelinden' ve arz-talep dengelerinden kaynaklanan hareket ve düzeltmeleri, pozisyonlarını aklamak zorunda olan fon yöneticileri tarafından bazı 'günah keçileri'ne yıkılıyor. Fiyatlamaların ve buna bağlı alım-satım kararlarının 'boğa ile ayı' arasında gidip gelmek yerine daha makul, gerçekçi ve soğukkanlı yapıldığı bir ortamda, hareketlerin arkasındaki 'temel' piyasa dinamikleri daha fazla öne çıkacak.

kaynak:metin ercan, radikal gazetesi

Hiç yorum yok: